14 Ekim 2010 Perşembe

Okul Yolundan Atölyeye- Ekmek ve Gül Ekim 2010 Sayısı Yazıları


Yeni eğitim öğretim dönemi tüm sıkıntılarıyla başladı. Defter, kitap, servis, kayıt vs. parası derken veliler yaşam koşullarının yanında çocuklarını eğitmeye çalışmanın verdiği bu çilelerle gerildikçe gerildiler. Öğrenciler yeni dönemin heyecanıyla okullarının yollarını tuttular.
Bardağın bu tarafı da dolu değil ama biz bir de diğer tarafından bakalım. Hani eğitim parasız olsa dahi gerek toplumsal baskının gerekse geçim sıkıntısının yarattığı ağır yük dolayısıyla okuyamayan genç işçi kadınların tarafından. Belki de onların yaşadığı sıkıntıları bize en iyi anlatan ve hissettiren semtlerden birisi Çağlayan.
Çağlayan’da her sabah okul çağındaki yüzlerce genç, yüzlerinde hem yorgunluk hem de mutsuzluk ifadesiyle atölyelerine doğru yol alır. Okul dönemi bu tabloya, çantaları ve defterleri ile okula giden yaşıtları da katılır. Çağlayan’dan okula giden hiçbir genç zengin değildir; fakat genellikle bölgeden göçmüş ailelerin çocukları, kente alışmaya çalışırken o ilk eşiği geçmek için okullarını bırakmak zorunda kalırlar. Kadın da olsa, erkek de olsa birçok genç memleketten göçtükten sonra, evde tek çalışan durumuna gelen baba ya da abilerine yardım etmek ve evin geçimini sağlamak için okulundan vazgeçer.

Beyza Metin ve Neslihan Karyemez'in haberi...

Şiddete karşı ilk adımlar- Ekmek ve Gül Ekim 2010 Sayısı Yazıları


Milyonlarca hemcinsimizi tehdit eden toplumsal bir sorun olarak karşı durmaya çalıştığımız şiddet, çoğu zaman kendi hayatlarımızın da tam içinde yakalayıveriyor bizi. Bazen tanık, bazen mağdur olarak… Kimi zaman bir komşumuz, bazen bir arkadaşımız, annemiz, bir akrabamız, iş arkadaşımız, belki hiç tanıdığımız bir kadın, belki de kendi kızımız ya da kendimiz olabiliyoruz aile içinde şiddete maruz kalan. Aile içi şiddeti “karışılmaması gereken bir mesele” olmaktan çıkarttığımızdan beri daha cesaretliyiz belki tanık olduğumuz şiddete müdahale etmekte.
İster şiddetin önlenmesi ve devletin görevlerine ilişkin mücadeleyi ilerletmek, isterse günlük yaşamımızda karşı karşıya kaldığımız durumlarda doğru yönlendirme ve destekte bulunmak için şiddete karşı neler yapabileceğimizi bilmek son derece önemli.
Aylin Okutan'ın yazısı...


Evyap’lı anneler ‘çalışan anne’ olmayı anlatıyor- Ekmek ve Gül Ekim 2010 Sayısı Yazıları

Evyap’lı anneler ‘çalışan anne’ olmayı anlatıyor
Bu başlık, Evyap sabun farikasının iç iletişim yayını olan “Evyap Dünyası” adlı derginin 19. sayısında yer alıyor. Derginin forum sayfaları Evyap’ta çalışan annelere ayrılmış. Neredeyse tamamı yönetim kadrosunda olan altı kadın, çalışan anne olmanın zorluklarını ve bu zorluklarla nasıl başa çıktıklarını anlatıyor.
Onlar da annelerine, kayınvalidelerine, bakıcılara ya da yuvalara emanet ettikleri çocuklarını her anne gibi olabildiğince iyi yetiştirme gayretinde. Çalışan anne olmanın zorluğunun, çocuklarına ayırabildikleri zamanın kısıtlı olmasından kaynaklandığı konusunda birleşiyorlar. Çocuklarıyla “planlı” ve “kaliteli” zaman geçirmenin, ev ile iş arasında dengeyi kurabilmenin önemine değiniyorlar. Kurslardan sinemaya, tiyatroya dek çocuklarıyla birlikte bulundukları etkinlikleri anlatıyorlar. Söylenenlere bakılırsa, çalışan anne olmanın zorluğu esasta bundan ibaret.

Elbette, yüzlerce kadın işçinin çalıştığı Evyap’ın iç yayınında orada yaşanan sorunlara bunun ötesinde değinilmesini beklemek saflık olurdu. Hele çocuk sahibi işçi kadınların sorunlarına... Çünkü, Evyap işçisi kadınların büyük bir çoğunluğunun günlük çalışma saatleri, dergiye görüş veren yönetici kadınların aksine 12 saat civarında ve aralarındaki ücret farkını tahmin etmek çok da zor değil... Çünkü, Evyap işçileri dönem dönem toplu dilekçelerle, eylemlerle vb. talep etmelerine rağmen fabrikada halen bir kreş açılmış değil...
İşte bu yüzden Evyap’ın dergisinde kendilerine yer bulamayan Evyap’lı işçi annelerin söyleyeceklerine biz kulak verelim istedik.

Şenay Kumuz'un haberi...

İÇİMİZDEN BİRİ: Akile Karaduman - Ekmek ve Gül Dergisi Ekim 2010 Sayısı Yazıları

Haklarınızı geç olmadan öğrenin!


Çalıştığı işyerinin sorumsuzluğu yüzünden Lenfödem oluşan kolu kesilecek olan Akile Karaduman, geçen bir yılda yaşadıklarını, hastalığının engel olduğu kadınlık özlemlerini, çalışma hayatına dair acı deneyimlerini anlatıyor.

Tam bir yıl önce tanıştığımız Akile Karaduman, çalıştığı tekstil işyerinin sorumsuzluğu yüzünden Lenfödem oluşan kolunu kaybetmek üzereydi. Henüz 5 yıllık evli olan Akile, o günlerde kolundaki rahatsızlığın verdiği acıya dayanamayarak döktüğü gözyaşları arasında, başına gelenleri ve 39 yaşında elinden alınan hayallerini anlatmıştı.

Ayşen Güven'in yazısı...

Boşanma davası nasıl açılır?- Hukuki Bilgiler

Bir boşanma davası açabilmek için öncelikle bu davaya hangi mahkemelerin bakabileceğinin bilinmesi önemlidir. Boşanma davalarına ve buna bağlı olarak aile hukukundan doğan nafaka, tazminat, velayetin değiştirilmesi gibi davalara bakmakla görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin olmadığı yerlerde ise boşanma davası Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılır.
Boşanma davası açabilmek için öncelikle dava dilekçesi ile mahkemeye başvurmak gerekir. İkametgâhınızın bulunduğu yerdeki mahkemeye gitmelisiniz. Örneğin ikametgâhınız İstanbul Beyoğlu ilçesi sınırları içinde ise boşanma davanızı Beyoğlu Aile Mahkemesi’ne başvurarak açabilirsiniz.

Boğmaca her yaşta görülebilir- Ekmek ve Gül Ekim 2010 Sayısı Yazıları


Boğmaca, ülkemizde çocukluk çağı enfeksiyonları arasında halen önemini koruyan bir hastalık. Sağlık ocakları tarafından yürütülen aşılama programları sonrasında görülme sıklığı ve hastalığa bağlı ölümlerde ciddi azalma olmuştur. Ülkenin her yerinde aşılama hedeflerine ulaşılamaması hastalığın gündemde kalmasının önemli bir nedenidir. Ayrıca aşı ile sağlanan bağışıklık ömür boyu sürmediği için, aşılanan çocuklar korunurken bir yaş altı bebeklerde ve 15 yaş üstü erişkinlerde hastalığın görülme sıklığında artış izlenmektedir. Boğmaca, mevsimsel bir dağılım göstermemekle birlikte, özellikle aşılama oranının düşük olduğu bölgelerde sonbahar aylarında artış göstermektedir.
Dr. Selma Okkaoğlu'nun yazısı...

Bir yanı yoksulluk bir yanı damak tadı- Ekmek ve Gül Ekim 2010 Sayısı Yazıları


Ağustosböceği ile karıncanın hikâyesini sanırım hepimiz biliriz. Karınca kışın aç kalmamak için yaz boyu çalışırken, ağustosböceği ise almış gitarını keyif çatmakta, karınca ile dalga geçmektedir. Kış geldiğinde karınca yazın biriktirdikleri ile rahatça kışı geçirirken ağustosböceği aç kalmakta, yaz boyu gülüp geçtiği karıncaya muhtaç kalmaktadır. Tabii kısaca anlattığımız bu hikâyeden, yazın çok çalışanların kışın aç kalmayacağı sonucu çıkarılamayacağını biliyoruz. Maalesef gerçek hikâyenin tam tersi cereyan ettiğini, yaz-kış çok çalışsa da toplumun büyük bir kısmının, kışın yine açlık ve yoksullukla karşı karşıya kaldığını, bazen bakkaldan ekmek alacak para dahi bulamadığını yaşayarak görüyoruz.
Yüksek ihtimalle gerçek yaşamın ağustosböceklerinin, yazları sürdükleri sefa yanlarına kâr kalıyordur. Bırakalım ağustosböceklerini, bizim derdimiz karınca misali hararetle kışlık yiyecek hazırlayan kadınlarla…

Eylem Sarıoğlu ve Ezgi Aksoy'un haberi...

“Tavuk Kuştur, Kadın İnsandır”- Ekmek ve Gül Dergisi Ekim 2010 Sayısı Yazıları

 1917 Ekim Devrimi’yle kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde kadınlara ekonomik, politik ve toplumsal eşit haklar sağlandı. Ancak yüzyılların getirdiği alışkanlıklar ve toplumsal yapıların değişimi o kadar kolay olmuyor. Sovyet Rusya’da da olmadı. Kadınların eşit haklarının farkına varabilmelerinin bilincini ve bunlardan yararlanmalarının fiili koşullarını da yaratmak gerekiyordu. Bu doğrultuda muazzam çalışmalar yürütüldü. Yanı sıra kırda ve kentte günlük yaşamın kolektifleştirilmesini amaçlayan bir de hareket başlatıldı. Kırsal alanda kolektif yaşam biçimine dair ilginç bir örneği, Avusturyalı araştırmacı yazar Fannina Halle’nin 1931 yılında ziyaret ettiği ünlü Artyuşina Kadın Komünü oluşturuyordu. Halle’nin buradaki izlenimlerini özetleyerek aktarıyoruz.

Çocuklarımız yarış atı değildir !- Avcılar'dan Mektubumuz Var !

İlk eğitimden söz edersek ailenin belirleyici bir rol oynadığı görülür. Yeni doğmuş bir bebeğin henüz yeşermemiş bir fidan olması onun büyümesi, yeşermesi ve çiceklenmesi için gerekli koşulların hazırlanması gerekir. İlk iş aileye düşer. Fidanın suyu, ışığı gibi gerekli ihtiyaçlarını bir araya getirmeli ve karşılayabilmelidir. Ki dışardan da etkelenecektir fidan kuşkusuz. Bu dış etkeler yıkıcı olabilir ve olumsuz sonuçlar yaratabilir ama ilk adımı güzel atılmış bir başlangıç mutlaka güzel sonuçlara ulaşacaktır. İlköğretimde verilen eğitimi önemli bulmuşumdur. Çocuğun alışkanlıkları ve yürüyeceği o yolda ki ilk adımdır. Ülkemizde pekte sağlıklı olmayan eğitim şartları bir çok öğrenciyi kötü etkelemektedir. Maddi manevi sorunlar yaratmaktadır.
Nursen Öztürk'ün mektubu...

Yanlış soru yanlış yanıt- Ekmek ve Gül Dergisi Ekim 2010 Sayısı Yazıları

Şimdilerde hangi kanalı açsanız, hangi gazeteye baksanız, hangi internet sitesini dolaşsanız, “Fatmagül’ün suçu” tartışılıyor. Tartışma derken, sakın ola tecavüz suçu, kadının cinsel obje olarak sunulması ya da kadın figürünün her daim tecavüzle nasıl karşı karşıya kaldığı falan değil... Tecavüz sahnesi ne kadar izlenmiş, kimler nasıl tecavüz etmiş, Beren’in göğüsleri görünmüş mü? Bu arada döndüre döndüre yayınlanan eski bölümleri izlemeyenlerin de gözüne sokuluyor.
Bu sahnelerden etkilenen milyonlarca kadın var… Milyonlarca kadın dünyanın neresinde, hangi yaşam statüsünde olursa olsun, izlediğimiz dizidekilerine benzer olaylar yaşıyor. Ya tacize uğruyor ya şiddet görüyor ya da tecavüze uğruyor. Üstelik yakınlarından aldığı tepkiler bazen aynı dizideki gibi olabiliyor.

Çağrı Sarı'nın yazısı...

7 Eylül 2010 Salı

Yeni adımlar atmanın tam zamanı - Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları


Yeni adımlar atmanın tam zamanı 

Yaz dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Biraz rehavet, biraz sıcak, biraz yorgunluk, ama bol siyasetin içinde harmanlanıp deme bıraktık kendimizi. Eylül demek yazın o harlı sıcağında zamana bıraktığımız, halılarla köşeye kaldırdığımız sorunların, sıkıntıların çatkapı evin içine, hayatın ortasına girivermesi demek. Bayramın koşuşturmasına karışacak okul telaşı, çocukların eğitim ihtiyaçlarına karışacak kış hazırlıkları, yakacak-yiyecek derdine karışacak işten eve dönmenin yorgunluğu… Naftalinli kıyafetler çıkacak daha, temizlediğimiz her şey silbaştan temizlik bekler. Eğitime ayrılan pay düştükçe cebimizden çıkan paranın nasıl da arttığının yeniden ortaya çıktığı aydır Eylül. Çaktırmadan üst üste yapılan zamların sinsi sinsi cebimizden götürdüklerinin pat diye karşımıza çıktığı aydır. Aza koysak dolmaz, çoğa koysak almaz harcama listelerimize bir de “kışın nasıl ısınacağız” derdinin eklendiği aydır.

Barıştan ne çok korkuyorlar!- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül Sayısı Yazıları

Barıştan ne çok korkuyorlar

Türkiye politik açıdan yine sıcak günler yaşıyor. Referandum tarihi yaklaştıkça, seçim zamanlarından aşina olduğumuz o sert ve milliyetçi dilin dozu da yükseliyor.
“Savaşa devam” kararında birleşen burjuva siyasetin bugünkü temsilcileri Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, bu ortaklığı meydanlara da taşıyor. Ama bir farkla. Halkın karşısına çıkarken “en savaşçı benim” diye bağırıyor liderler. “teröre en çok ben göz açtırmam”, “sen ipten aldın”, “sen alçaksın”, “asıl sen şerefsizsin…” Savaşta ısrar ediyorlar çünkü, iktidarlarını/koltuklarını ancak böyle koruyabiliyorlar. Savaş diyorlar çünkü, korku imparatorluğu yaratmayı, halkı sindirmeyi, “kolay yönetmeyi”, güç/erk sahibi olmayı, savaşın rantını ancak “savaş sayesinde” mümkün kılabiliyorlar.
Fatoş Argın*'ın yazısı...

Bir hayalim vardı benim de…- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Bir hayalim vardı benim de…


1980 yılında Ankara Üniversitesi, Ankara Tıp Fakültesi, 3. sınıf öğrencisiydim, 4. sınıfa geçmek için bir sınava girmem gerekiyordu. Bir önceki sene, 1979’da da sonradan beraat ettiğim bir dava yüzünden, 1,5 ay Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’nde kaldığım için devamsızlıktan sene kaybetmiştim. Yani artık bu son sınav hakkımdı. Ama o sınava hiçbir zaman giremedim. 14 Ağustos 1980 gecesi, sabaha karşı evimden alınıp Emniyet’e, orada 10 günlük bir işkenceden sonra da Mamak Askeri Cezaevi’ne götürülmüştüm, gıyabi tutuklama kararı varmış hakkımda.
Sükun Öztoklu'nun yazısı...

BİR KİTAP: Tanıklıklarla 12 Eylül, Kadınlar Anılarını Paylaşıyor- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

BİR KİTAP:  12 EYLÜL/KADINLARIN TANIKLIK KİTABI

Tarih sadece geçmiş değildir. Tarih, akıp giden zamanın içinden şimdinin anlaşılması, yarının sağlam temeller üzerinde yükselmesi için vardır. Dünyayı yeniden okuma, yeniden biçimlendirme, değiştirip dönüştürme arzusu tarihine sahip çıkan öznelerle mümkündür. İşin öznesi de, insan olduğuna göre bu iş bizlere düşmekte.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 30 yıl geçti. O günü yaşayan ancak anılarını yazma fırsatı bulamayan insanlarımızın bir kısmını yitirdik. Otuz yılın acılarını yaşayanların bir kısmını işkencelerde, hapishanelerde yitirdik. Kadınlar da, o günlerde işkence tezgâhlarında tecavüze uğradılar, bebeklerini düşürdüler, çocuklarını hücrelerde dünyaya getirdiler... Sakat kalanlar, ruh sağlığını yitirenler, işkence tezgâhlarından geçenler… Ne yaşatıldıysa 12 Eylül’de kadın erkek dinlemedi, şiddet herkesin üstünden geçti. Ama, 12 Eylül’le ilgili kitaplara, makalelere baktığımızda kadınların daha az yazıp çizdiğini, yaşadıklarını daha az anlattıklarını görürüz.... Bazıları da güvenlik gerekçesiyle yazmaktan geri durdular... Korktuklarından değil!
Aynur Seyrek'in yazısı...

Bingöl'den Salyangoz Fabrikası'na 47 yıllık yolculuk...- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Bingöl'den Salyangoz Fabrikası'na 47 yıllık yolculuk...

Her anı tek tek kaydetmiş zihnine, çünkü dün yaşanan her şey bugününden çalınmış umutları gösteriyor. Babasının onu okula göndermeyişi mesela, ailesini geçindirmek için gurbete yolu düşen abisinin çalıştığı inşaattan düşüp hayatını kaybetmesi, çocuklarını yatıracak yeri olmadığından kıyafetleri yere serişi… Yalova’da Mantaş Salyangoz Fabrikası’nda işçi olan Saadet Atilla’nın bugünü geçmişten getirdikleriyle yaşanıyor, ahları da yarına taşıdığı umutları da.
Bingöl’den Bursa’ya göç ettiklerinde 12 yaşındaymış Saadet. Bursa’da bir küçük evle birkaç inek almış babası. Evin dokuz çocuğunun en küçüğü Saadet; en nazlısı değil ama, çünkü hayat ona nazlanma lüksü vermemiş, çocuklarına da vermediği gibi. Bursa’ya kocaman bir aile olarak göçmüşler, dokuz çocuk, anne-baba, Ürdün’de inşaatlarda çalışan abisinin eşi ve altı çocuğu.
Babası ağabeyinin Saadet’le yaşıt çocuklarını önüne katmış, okula yazdıracak. Saadet de peşlerinde. “Baba ne olur beni de yazdır okula” dese de nafile, “Cebimde son tütün param var, onu da senin için veremem” cevabı boynunu bükmüş Saadet’in; içinde yara kalan okul sevdasını bir kenara koymuş, ne de olsa ineklere bakacak biri lazım evde.
Esen Osmançelebioğlu'nun yazısı...

Eğitim Dönemi Başladı, Dert Kapısı Açıldı- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Eğitim Dönemi Başladı, Dert Kapısı Açıldı

Referandum tartışmaları, Ramazan, bayram derken şimdilik pek konuşulmuyor ama anne babaların en büyük derdi olan eğitim döneminin başlamasına az bir zaman kaldı.
Okul hazırlıkları alışveriş kısmı henüz olmasa da stres kısmıyla başladı. Bir yandan bağış adı altında toplanan paralar, diğer yanda okul masrafları, servis ücretleri… Dert edinecek çok şey var. İstanbul’da çeşitli semtlerde oturan kadınlar, artık herkesin hakkı olmaktan çıkıp parası olanın satın aldığı bir lüks haline gelen eğitimle ilgili düşüncelerini dergimize anlattılar.

Sokakta kalmayalım cemaate girelim öyle mi?- Ekmek ve Gül Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Sokakta kalmayalım cemaate girelim öyle mi?



Eylül ayı okul heyecanıyla başlar. Hele de ‘zorlu bir yarış’tan çıkıp üniversiteyi kazandıysan ağzın kulaklarındadır. Yeni yerler, yeni yüzler…
İlkokulu, lisesi hemen hepimiz için bir eşiktir. Her biri ileriye atılan büyük bir adımdır. Her bir adımın önemli bir yeri vardır hayatımızda ve her biri kendi içinde başka başka anılar, yaşanmışlıklar, dertler, olgunluklar taşır aslında. Bu adımların hepsi belki de atıldığı zamanın en büyüğüymüş gibi gelir hep. Liseye gitmeden evvel ilkokul küçülmez gözümüzde ya da üniversiteyi kazanmadan nasıl bir heyecan unutturabilir ki liseye başladığımız ilk günü.
Bütün bu tatlı heyecan olsa ya derdimiz…
Dilek Yağlı'nın yazısı...

Üniversiteler başlıyor....- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Eğer kadınsanız bekçiniz çoktur 

Yeni eğitim dönemiyle beraber birçok sorun da kapısını aralıyor. Kayıt için üniversiteyi kazandıkları şehirlere giden öğrencilerin barınma sorunu, en önemli sorunlardan biri. Ben artık diğer kıdemli sayılabilirim; Türk Dili ve Edebiyatı dördüncü sınıf öğrencisiyim.
Üniversiteyi kazandığım ilk yıl ben de aynı sorunla karşı karşıyaydım. Ailem asgari ücretle geçimini sağlayan bir emekçi ailesiydi. Kredi Yurtlar Kurumu’na başvurmama rağmen yurt çıkmamıştı, yedekte bekletilmekteydim. Misafir olarak kalmak istediğim devlet yurdu benden iki katı ücret almakta, bunun yanı sıra bir kadın olarak yurt müdürünün ağır hakaretlerine maruz kalmıştım. Daha sonra örgendim ki maddi durumu uygun olmayan ailelerin çocuklarının düşük ücretle kalması için yapılan bu yurtlarda, türlü torpiller dönmekte, tanıdığı olan istediğini buralara yerleştirmekteydi. Misafir olarak kalan öğrencilerden alınan iki katı ücret ise yurt müdürünün cebine inmekteydi.
Ayşegül Sağlam'ın haberi...

Referandum Tartışmaları- Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Demokrasi ve eşit haklar için
HAYIR!


Kadınlar toplumun yarısı olduğu için, Anayasa değişikliğinin her bir maddesi, kadınların ilgi alanı içindedir ve referandumda taraflarını belirlemede etkilidir.
Anayasa değişiklik paketine “hayır” diyeceğiz. Çünkü, referanduma sunulan Anayasa değişiklik paketi, 12 Eylül Anayasası’nı demokratikleştirmiyor, tersine daha da gericileştirerek pekiştiriyor. Postal zoruyla kabul ettirilen despotik anayasayı özgür oylarla meşrulaştırmaya çalışıyor.
Mevcut değişiklik paketi; onbinlerce insanın yaşamına mal olan, kadınları en çok etkileyen Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümü, Aleviler başta olmak üzere farklı inanç kimliklerinin eşit haklara kavuşması, kadınlar için fiili eşitliği gerçekleştirecek temel ve acil demokratikleşme sorunlarının hiçbirinde olumlu bir adım içermiyor. Siyasal demokrasinin en önemli kriterlerinden biri olan siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğü sağlanmıyor, halk iradesini eğip büken yüzde 10 seçim barajına dokunulmuyor.
Paket, emekçilerin örgütlenme, grev ve sosyal haklar talebinde herhangi bir iyileşme içermediği gibi, kimi yanlarıyla emekçiler ve halk aleyhine, var olan antidemokratik düzeni daha da geriye götürecek yeni perçinler içeriyor.
Yıldız İmrek Koluaçık'ın yazısı...

Akşam eve geldiniz, Elektrikler Kesik! - Ekmek ve Gül Dergisi Eylül 2010 Sayısı Yazıları

Elektriklerimiz neden kesiliyor? 

Sorsalar son üç yılda elektriğe toplam yüzde 73,2 oranında zam geldiğini bilmeyiz belki ama, evdeki her türlü tasarruf çabamıza rağmen elektrik faturasının her ay daha da kabardığını biliriz. Birçoğumuzun elektriği faturayı sadece birkaç gün geciktirdiğimiz için kesilmiştir mutlaka. İcra derdiyle uğraşanlarımız vardır. Fatura bedelinin üzerine icra masrafı, avukat parası derken borcumuzun kat be katını ödemek zorunda kalanlarımız da. Şimdi ise özelleştirme belasının getireceği zamlar kapıda…
Hiç düşündünüz mü, elektriklerimiz neden kesiliyor? Neden ihbarname gelmiyor? Ne oluyor da hemen icra geliyor?
Beyza Metin'in yazısı...